18. Anadolu Buluşması kapsamında göç konusuna odaklanan bir toplantı gerçekleştirildi. 14 yıl önce geçici olarak başlayan bu süreç, günümüzde siyasi ve sosyolojik açıdan ele alınması gereken önemli bir mesele olarak öne çıkıyor ve önümüzdeki yılların en önemli gündemlerinden biri haline geliyor. Gaziantep'ten Katar'a, Almanya'dan El Bab'a kadar çeşitli temsilcilerle bir araya gelerek göç meselesi tüm boyutlarıyla tartışıldı. Toplantıda Türkiye’deki Suriyeliler ve Türkiye’nin oluşturduğu güvenli bölge ile yurtdışındaki Suriyeliler ele alındı.
All Stories
18. Anadolu Buluşması’nın 2. gününün 4. oturumunda Psikoterapist Kudret Eren Yavuz, "VUKA Dünyasında Birey Olarak Psikolojik Sağlamlık Yol Haritası" başlıklı konuşmasında bireylerin erken çocukluk döneminde güzel bir ruha temas etmelerinin ilerleyen yaşlarda sorumluluk alma arzusunu güçlendirdiğini belirtti. Yavuz; insanların çocuklar ve yaşlılar arasında güçlü bağlar kurmadıkça yozlaşmanın devam edeceğini, bu yozlaşmayla başa çıkmanın en önemli yolunun yaratılış amacımızla bağlantıda kalmak olduğunu vurguladı.
Modern dünyada dikkatimizin sosyal medya gibi unsurlar tarafından sürekli işgal edildiğini, VUKA çağında yaşanan hızlı değişimlerin de bu durumu daha karmaşık hale getirdiğini ifade eden Yavuz; güvenliğimizi tehdit eden her şeyin zorluk teşkil ettiğini ancak beynin bağ kurdukça ve güzel sözler duyup söyledikçe stres seviyesinin azaldığını söyledi.
Psikolojik sağlamlığın sabır, istikrar ve deneyimlerle hayatla uyum sağlamayı gerektirdiğini belirten Yavuz; bu sağlamlığın bağımlılıkla değil duygusal becerilerin geliştirilmesiyle elde edilebileceğini vurguladı. Son olarak kişinin kendini ifade etme becerisinin artmasının özyeterliliği de artırdığını ekleyerek konuşmasını tamamladı.
İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Tekin, 18. Anadolu Buluşması'nda "İnsan Bozumunun İki Aracı: Yeni Kimlikler ve Cinsiyet" başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Sunumuna, bu yılın ana teması olan "bozum" kavramının isabetli bir tercih olduğunu belirterek başlayan Mustafa Tekin, günümüz dünyasında yaşanan bozulmaları sorgulamanın gerekliliğine dikkat çekti.
Mustafa Tekin, bozulmanın dini ve tarihi boyutlarına odaklanarak Allah’ın tarihe müdahalesine dair örnekler sundu. Ayetler ve peygamberlerin hayatları üzerinden, Allah'ın tarihe iki noktada müdahil olduğunu vurguladı: hakikatin kaybolduğu ve bozulmanın yaşandığı anlar. Bu bağlamda, insanın eşya ve evrenle yanlış ilişkiler kurduğunda, bozulmaların başladığını ve bu duruma karşı önlem alınması gerektiğini ifade etti.
Sunumun devamında, modern sosyal bilimlerin "bozulma" kavramını kullanmak yerine, bunu bir "değişim" olarak adlandırdığını belirtti. Bu yaklaşımın, toplumsal çürümeyi olumlu bir gelişim gibi sunduğunu, ancak bu düşüncenin bilimsel olarak geçerliliğinin olmadığını savundu. Modernliğin, insanın Tanrı'ya referans vermeden yeni bir dünya kurabileceği inancına dayandığını; bu sürecin insanı, tabiatla olan bağından kopardığını söyledi.
Bu noktadan hareketle, postmodern döneme geçiş yapan Mustafa Tekin, bilginin sınırlarının belirsizleştiğini ve evrenselliğin yerini göreliliğin aldığını ifade etti. Cinsiyet kimliği konusundaki değişimlere de değindi, pre-modern dönemde kimliğin biyolojik cinsiyetle tanımlandığını ancak postmodern dönemde insanların cinsiyetlerini biyolojiden bağımsız olarak seçme eğiliminde olduğunu belirtti. Bu durumu, insanın doğal yapısına müdahale olarak tanımlayan Tekin, bunun tam anlamıyla bir "bozum" olduğunu vurguladı.
Modernliğin, anlam üretme konusunda başarısız olduğunu ve din dışındaki hiçbir şeyin insanlığa anlam sağlayamadığını ifade eden Tekin; bu bağlamda İslam’ın bozulmalara karşı tek dayanak noktası olduğunu dile getirdi. Ayrıca, başka dünyalar üzerinden mevcut dünyayı tanımlamanın anlamsız olduğunu belirten Tekin, postmodern dönemin getirdiği sıkıntılara dikkat çekti. Bu noktada, Harari’nin "21. Yüzyıl İçin 21 Ders" kitabından örnek vererek yapay zekanın özgürlük ve iradeyi nasıl tehdit ettiğine dair görüşleri paylaştı.
Tekin, İslam'ın bir teori olmaktan çok bir pratik olduğunu ve bu pratiğin cemaatler içinde yaşanarak öğrenilebileceğini vurguladı. Müslüman kimliğinin doğayla uyumlu olması gerektiğini belirten Tekin, İslam’ın canlılara zarar verilmemesini emrettiğini hatırlattı. Sunumunu, feminizm konusundaki görüşleriyle tamamlayan Tekin, "ojeli tırnaklarla kınalı tırnakların birleşememesi" metaforunu kullanarak, farklı düşüncelerin bir arada var olma zorluklarına dikkat çekti.
Sabahattin Zaim Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölüm Başkanı Ahmet Kaplan Siber Diji Çağ ve Yeni İnsan adlı konuşmasında, yapay zekanın toplum üzerindeki etkilerini ve gelecekteki rolünü değerlendirdi. Ahmet Kaplan konuşmasına, herkesin bir sanat eseri üretebilecek potansiyele sahip olduğuna inandığını ifade ederek başladı. Bir senaryonun başlangıç aşamasından bir filme dönüşme sürecini örnek vererek bu tür yaratıcı süreçlerin insanların sahip olduğu yeteneklerin bir sonucu olduğunu vurguladı.
Gelecekte yeni işler ortaya çıkacağını, ancak insanın karakterine uymayan rutin işlerin giderek devre dışı kalacağını belirtti. Özellikle tarım alanında robotların verimliliği artırabileceğine dikkat çekti. Ancak bu teknolojik gelişmelerin beraberinde bazı sorunları da getirdiğini belirten Kaplan, yapay zekanın özellikle "post-truth" (gerçek ötesi) kavramıyla ilgili endişelere yol açtığını dile getirdi. 2016 yılında ortaya çıkan bu kavramın, doğruyu yanlış gibi sunma anlayışını yaygınlaştırdığına ve bunun toplumda algı yönetiminde ciddi sorunlara yol açabileceğine işaret etti. Yapay zekanın, bir fotoğrafın ya da videonun gerçek olduğunu iddia edebileceğini, ancak bu görüntülerin aslında hiç var olmamış olabileceğini vurguladı.
Voice Clone teknolojisine de değinerek bu teknolojinin bir kişinin sesini taklit ederek başka biri gibi konuşturabildiğini belirtti. Bu teknolojiyi örneklemek amacıyla Turgay Bey’in sunumunu Voice Clone kullanarak değiştirdiklerini anlattı. Bu tür teknolojilerin gelişmesiyle birlikte, doğru bilginin peşine düşmenin ve kaynakların güvenilirliğini sorgulamanın her zamankinden daha önemli hale geldiğini ifade etti.
Yapay zeka araçlarının, özellikle ChatGPT gibi sistemlerin, belirli verilerle çalıştığını ve bu verilerin genellikle Batı kültürüne dayandığını belirten Ahmet Kaplan; kendi kültürel kodlarımızı dijitalize etmenin önemini vurguladı. Psikolojik destek gibi konuların Batı kodlarıyla oluşturulduğunu ve bu durumun bizim kültürel değerlerimizle uyuşmadığını söyledi.
Ahmet Kaplan, gelecekteki zorluklarla başa çıkmak için genç nesillere feraset ve irade kazandırmanın önemine değindi. Ayrıca insanın temel değerlerine bağlı kalarak teknolojiyi doğru kullanmanın gerekliliğini vurguladı. Yapay zekanın iş dünyasında yaygınlaşmasıyla birlikte, tekrarlayan işlerin yerini makinelerin alacağını, ancak insana özgü işlerin daha değerli hale geleceğini belirterek çocuklarımızın geleceğini planlarken bu unsurları göz önünde bulundurmanın önemine dikkat çekti.
18. Anadolu Buluşması'nın 2. gününde, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Başkanı Muharrem Kılıç; "Algoritmik Ayrımcılık: İnsan Hakları ve Eşitlik Hukuku Bağlamında Bir Değerlendirme" başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Kılıç, konuşmasında insan hakları ve eşitlik hukuku bağlamında algoritmik ayrımcılığın yarattığı sorunlara dikkat çekti. Aydınlanmacı akımın insanın yetilerini üst düzeye çıkarmayı amaçlayan süper insan tasavvurunu nasıl beslediğini anlatarak bu tasavvurun modern dijitalleşme süreçleriyle nasıl birleştiğini ele aldı.
Kılıç, dijitalleşmenin insanlığın post-human (insan sonrası) bir aşamaya evrilmesine yol açabileceği tehlikesine vurgu yaptı. Bu sürecin etik ve ahlaki boyutlarının göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtti. Yapay zekanın gelişimiyle birlikte insan hakları ihlallerinin artabileceğini, özellikle dijital ortamlarda bu ihlallerin izlerinin kalıcı olduğunu söyledi. Örnek olarak; yapay zeka uygulamalarında cinsiyet ve ırk temelli ayrımcılığın yaygınlaştığını, bunun kimi zaman bilinçli kimi zaman ise bilinçsiz şekilde ortaya çıktığını ifade etti.
Kılıç, algoritmik ayrımcılığın sadece teorik bir tehlike olmadığını pratikte de ciddi sorunlara yol açtığını örneklerle açıkladı. Mesela; yapay zeka sistemlerinin kadın ve erkekler arasında ayrımcılık yaptığını, bazı iş başvurularında sadece belirli cinsiyetlere öncelik tanındığını hatta bazı durumlarda iş başvurularında cinsiyet, yaş ve fotoğraf gibi kişisel verilerin talep edilmesinin ayrımcılık yaratabileceğini belirtti.
Ayrıca Kılıç, kurumlarının bu tür ayrımcı uygulamalara karşı aldığı önlemlerden ve verilen kararlardan da bahsetti. Örneğin, bir bankada hamile bir işçi adayının iş sözleşmesinin yapılmaması nedeniyle ihlal kararı verildiğini, benzer şekilde bir kamu üniversitesinde sadece erkeklerin başvurabileceği bir pozisyon için cinsiyet temelli ayrımcılık yapıldığına dair karar çıktığını aktardı. Bu tür kararların algoritmik ayrımcılığa karşı alınan önemli adımlar olduğunu ifade etti.
Son olarak, Kılıç, Coded Bias adlı belgeselde Harvard Üniversitesi'nden bir profesörün yüz tanıma sistemleri üzerine yaptığı araştırmadan bahsederek yapay zeka sistemlerinin sadece belirli bir ırkı algılayabilmesi gibi ciddi ayrımcı uygulamalara dikkat çekti. Bunun insan hakları ve ayrımcılıkla mücadele açısından büyük bir tehdit oluşturduğunu belirtti. Konuşmasını algoritmik ayrımcılıkla mücadele edilmesi gerektiği ve bu konuda herkesin farkındalık sahibi olması gerektiğini vurgulayarak sonlandırdı
18. Anadolu Buluşmaları kapsamında çeşitli etkinlikler ve toplantılar gerçekleştirildi.
Öğrenci Meclisi toplantısı, Şamil Kılıçparlar’ın açılış konuşmasıyla başladı. Katılımcılar tanışma sürecinin ardından Anadolu Öğrenci Birliği’nin misyon ve vizyonu hakkında bilgilendirildi. Gazi Kılıçparlar, değişen dünyada uyum sağlama ve değişimi kabullenmenin önemine vurgu yaparak Anadolu Buluşmaları’nın geleneksel değerini hatırlattı. Turgay Aldemir ise “insan bozumu” kavramını ele alarak gençlerin sorumluluklarına dikkat çekti. Mustafa Sefa Çakır, “Üniversitede Var Olmak” konulu konuşmasında üniversite öğrencilerinin yetkinliklerindeki önemli noktaları, yabancı dil öğrenimi, lisans mezuniyet puanı ve kitap okuma alışkanlığı üzerinde durarak geleceğe hazırlık süreçlerine değindi. Konuşmanın ardından katılımcılarla soru-cevap kısmı gerçekleştirildi.
Diğer yandan, Anadolu Buluşmaları kapsamında Öğretmen Birimi tarafından düzenlenen tanışma toplantısına Anadolu Federasyonu’na bağlı vakıf ve derneklerden gelen eğitimciler katıldı. Toplantıda, yıl boyunca gerçekleştirilen eğitim çalışmalarına dair fikir alışverişinde bulunuldu. Anadolu Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Turgay Aldemir, eğitimcilere başarılar diledi.
Ortaöğretim lise komisyonu,lise öğrencileriyle tanışma etkinliği düzenledi ve ardından Kudüs şiir atölyesi gerçekleştirildi. Gençler, “Kudüs'te bir çocuk olsaydınız nasıl bir şiir yazardınız?” sorusuna yanıt arayarak şiirlerini kaleme aldılar.
Ayrıca, Akadder teşkilat toplantısı 27 Ağustos Salı günü Ankara Kızılcahamam’da yapıldı. Toplantıda Anadolu Buluşmaları katılımcıları ve Akadder özel oturumları gündem başlıkları görüşüldü. Aynı gün, Gülistan Keleş moderatörlüğünde gerçekleştirilen Akadder tanışma toplantısında, Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden gelen katılımcılar, çalışma alanları ve iyi örnek uygulamaları hakkında bilgi paylaştılar.
İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim üyesi Mehmet Baysan, genetik ve dijital teknolojilerin kesişimindeki yenilikleri kapsamlı bir şekilde ele aldı. Mehmet Baysan konuşmasına, İstanbul Teknik Üniversitesi'ndeki laboratuvarlarında yürütülen genetik ve bilgisayar teknolojilerinin birleşimine dair çalışmalarla başladı. Genetik verinin anlamlandırılması ve kullanılabilir hale getirilmesi üzerine yapılan bu araştırmaların, genetik bilgiyi nasıl dönüştürdüğünü ve sağlığa nasıl katkı sağladığını açıkladı.
Dijital devrimle birlikte hesaplama gücünün büyük oranda arttığını ve internetin, dijital dünyayı nasıl kurduğunu belirtti. Mun kuralına göre işlemcilerin işleme gücündeki artışın, çeşitli problemleri çözme yeteneğini sağladığını ve bu durumun reklam ve satış gibi alanlarda nasıl para kazandırabileceğini vurguladı.
Sağlık alanında dijital teknolojilerin önemleri, genetik bilginin kişiye özel ilaçlar ve yatkınlık analizleri için nasıl kullanılabileceğini açıkladı. Tek yumurta ikizlerinin genetik benzerliğinden hareketle genetik haritaların bireyselleştirilmiş tedaviler için nasıl kullanılabileceği üzerine örnekler verdi. Ayrıca, genetik testler ve üç ebeveynli çocukların üretimi gibi ileri düzey genetik mühendislik çalışmaları hakkında bilgi sundu.
Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı'nın yürüttüğü genom projelerine de dikkat çeken Mehmet Baysan, Türkiye'nin sağlık haritasını oluşturma hedefi doğrultusunda 7000 örneğin gen haritasının çıkartılmasına yönelik çalışmalarını paylaştı. Bu bağlamda, yerli yazılımların geliştirilmesi ve genetik kodların anlaşılması için yapılan laboratuvar çalışmalarının önemini vurguladı.
Son olarak, İslam Medeniyeti'nin bu hızlı değişimlere nasıl uyum sağlayabileceğini ve globalleşmenin sunduğu fırsatları değerlendirmesi gerektiğini ifade etti. Teknolojik ve bilimsel yeniliklere karşı aktif bir yaklaşım sergilemenin önemini, geçmişteki mücadele ve sentezleme gelenekleriyle ilişkilendirerek vurguladı.
İstanbul Aile Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Üner Karabıyık, Anadolu Buluşmaları'nda "Yeni Kimlik ve Cinsiyet Politikaları Karşısında İnsan ve Sistem" başlıklı bir konuşma yaptı. Karabıyık, toplumdaki demografik değişimlere dikkat çekerek hane halkı büyüklüğünün küçüldüğünü, yalnız yaşayan bireylerin sayısının arttığını ve genç nüfusun azalmasıyla gelecekte ciddi sorunlarla karşılaşabileceğimizi belirtti.
Demografik güç kaybının ulusal güvenliği tehdit ettiğini vurgulayan Karabıyık, Güney Kore gibi ülkelerin nüfus artışı için milyarlar harcamasına rağmen başarıya ulaşamadığını ifade etti. Ayrıca modern yaşam tarzı ve tüketim alışkanlıklarının doğurganlık oranlarını düşürdüğünü, cinsiyet bükücü kimyasalların ise fiziksel değişimlere yol açtığını belirtti. Bu durumun üzerine gelen LGBT propagandasının toplumsal yapıyı bozduğunu ve devletler üstü bir yapının parçası olduğunu savundu.
Karabıyık; LGBT propagandasının milli ve manevi değerlere tehdit oluşturduğunu, Türkiye'deki bazı üniversitelerde bu propagandanın fonlandığını belirtti. Sosyal medyada LGBT ve terör hesapları arasındaki etkileşime dikkat çekerek aile yapısının korunmasının önemini vurguladı ve aile dostu bir ekosistem inşa edilmesi gerektiğini söyledi.
18. Anadolu Buluşması’nın 1. gününde, son oturum Geeflow Musab’ın rap gösterisiyle sonlandı. Gösteriden önce Geeflow, kendisini tanıtan ve kariyerine dair önemli noktaları vurgulayan bir konuşma yaptı. Kendisi, aynı zamanda bir ses mühendisi olduğunu belirterek konuşmasına başladı.
Geeflow, Çocuğa Değer Katanlar Derneği tarafından ödül aldığını ve din, dil, mezhep, ırk ayrımı yapmaksızın, hatta Alman gençlere bile seminerler ve konserler verdiğini ifade etti. Sahne ismi olan "Geeflow"un onun sokak yanını, "Musab" isminin ise manevi yanını yansıttığını dile getirdi. Sokakta yetişmiş biri olarak rap sanatını da sokakta öğrendiğini belirtti. Bugüne kadar 19 albüm çıkardığını söyleyen Geeflow, bu süre zarfında gençlerin ve çocukların ahlakını olumsuz etkileyecek birçok teklif aldığını, ancak bu teklifleri reddettiğini vurguladı.
Geeflow, "Tam Konak" albümünden sonra Türkiye’de tanınmaya başlandığını belirtti. Asıl isminin Musab Güngör olduğunu ve sahne kimliğiyle "Geeflow" ismini kullandığını paylaştı. 2008 yılında Almanya'nın en hızlı rapçisi ödülünü kazandığını ve 2009'da Almanya’daki Jamsession yarışmasında birinci olduğunu söyledi. Bu alanda var olmalarının önemine dikkat çeken Geeflow, "Zeytindalı" için de bir parça yaptığını ekledi.
Son olarak, mühim olanın insanların iyi anlamda etkilenmesi olduğunu dile getirerek Mümin Sarıkaya ile ortak bir çalışmaya imza attığını da belirtti. Bu konuşmanın ardından, rap gösterisiyle izleyicilere unutulmaz bir performans sergiledi.
Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Mahsum Aytepe, 18. Anadolu Buluşmaları kapsamında "Zorluk Tasavvurumuz: Öğrenilmiş Çaresizlikten Üretilmiş Sorumluluğa" başlıklı sunumunu gerçekleştirdi.
Aytepe, konuşmasında küresel emperyalizmin etkilerine dikkat çekerek İsrail’in küresel emperyalizmin bir ürünü olduğunu ifade etti. İnsanların kendi farkındalık süreçlerinde karşılaştıkları ilk kavramların kolaylık ve zorluk olduğunu belirtti. Zorlukları üç kategoriye ayırarak bunları "imkansız zorluk", "başaçıkılabilir zorluk" ve "kolay zorluk" olarak tanımladı. Bu kategorileri bir hadisle destekleyen Aytepe, "Sizden biri bir kötülük gördüğünde eliyle düzeltsin, eliyle düzeltemezse diliyle, diliyle düzeltemezse kalbiyle buğzetsin." diyerek zorluklarla nasıl mücadele edilmesi gerektiğine vurgu yaptı.
İnsanın fıtratı gereği kolaylığı ve güzelliği tercih ettiğini belirten Aytepe, rutinlerin kölesi olan bireyin bedenen özgürleşemeyeceğini ifade etti. Zorluklarla başa çıkabilen insanların kendilerini bir üst seviyeye taşıyacağını dile getirdi ve şunları ekledi: "Ait olduğum dünyadan hayal ettiğim dünyaya beni götüren şey zorluklardır. Kur'an-ı Kerim de bireysel ve evrensel zorluklara karşı sabretmemizi öğütler."
Her insanın kendine "Aşmam gereken zorluk nedir?" diye sorması gerektiğini vurgulayan Aytepe, öğrenilmiş çaresizliği, insanın sürekli başarısızlıkla karşılaştıktan sonra kendine inancını yitirmesi olarak tanımladı. Müslümanların dünyada söz sahibi olabilmesi için bu çaresizlikten kurtulması gerektiğini ve adil sorumluluk ilkesine önem vermesi gerektiğini belirtti. Moğol istilası gibi tarihi olayları örnek göstererek öğrenilmiş çaresizliğin bu savaşlarda nasıl yenildiğini anlattı ve "Çaresizliğin bize öğretmen olmasına izin vermeyeceğiz. Algıların kölesi olmayacağız." dedi.
Çaresizliği aşmanın yolları üzerine de duran Aytepe; sorumluluk üretmek, çözüm üretmek ve mükellef olmanın önemini vurguladı. İyi bir Müslüman olmanın, hayatın her alanında asgari düzeyde iyi olmayı gerektirdiğini belirtti ve konuşmasını şu sözlerle tamamladı: "Her şeyde sorumluluk, her anda sorumluluk. İnsanı en çok yoran şey boş durmaktır. Kendimiz, geleceğimiz ve ümmet için çalışmalıyız. Toprağımızda yapılacak işlerimiz var diyerek sözlerini sonlandırdı.