Anadolu Buluşmaları'nın 3. gününde Anadolu Federasyonu Öğretmen Birimi Yönetim Kurulu toplantısı yapıldı.
Toplantıda, yeni dönemde yapılacak öğretmen çalışmaları hakkında detaylı planlamalar yapıldı. Bu kapsamda, hayata geçirilmesi hedeflenen Öğretmen Akademisi ve Anadolu Divanı gibi yeni başlıklar ele alınarak değerlendirildi.
Tüm Haberler
17. Anadolu Buluşmaları'nın 4. gününün 1.Oturumları devam ediyor. İkinci konuşmacı olarak Halit Bekiroğlu'nun "Dayanıklı Toplum İçin Dayanıklı STK Nasıl Olmalıdır?" konu başlıklı sunumuyla gerçekleşti.
Bekiroğlu, "Toplumun dayanıklı hale gelmesi için zamana, tecrübeye, birikime ve bilgiye ihtiyaç vardır. Bizler özellikle dini hassasiyeti olan STK’lar olarak şöyle bir evre yaşıyoruz: 1990'dan önce daha kapalı daha içe dönüktük, 1990'lardan sonra gönüllülerimizle birlikte kamuoyunda daha görünür olmaya başladık, 2000'lerin yakından sonra da kurumsallaşmaya başladık. Geleneksel cemaat yapılarından kurumsallaşmaya geçildi. Yeni kamusal temsil biçimleri ortaya çıktı. Yerel toplumsal ilişkilerden uluslararası ilişkilere geçildi. Cemaatsel, temelli gönüllü ilişkilerden profesyonelleşmeye gidildi ve uzmanlık alanları oluşturuldu. Kadın çalışmalarının görünürlüğü arttı ve dindar kadın artık toplumun her alanında söz sahibi olmaya başladı. Dışarıya doğru olan bu açılımlarla beraber yüzleşme evresine geçtik. Burada bizim dayanıklılığımız devreye girecek. En büyük zorlukları aştıktan sonra en son aşamada dayanıklılık çok önemli bir yer ediniyor. Bazı yüzleşmelerden sonra geriye döndüğümüz zamanlar oldu. Tam da dayanmamız gereken noktada bizim bundan sonrasına ilişkin hamlemizi yapmamız gerekirken bazı anlarda geriye dönme kolaycılığına sığınıyoruz.
STK olarak doğru tanımlamayı yaparsak, geriye dönmeden ileriye bakarak daha büyük bir ufukla, bugünü doğru tanımlarsak hedefe ulaşabiliriz.
Eskide şöyleydi böyleydi demenin anlamı yok. Onlar yaşanması gereken şeylerdi. Yüzleşmeleri en az hasarla atlatıp geleceğe bakarak merhalemizi atlatmamız lazım.
Biz bütün bir kainatın ıslahı ve imarı için sorumlu insanlarız
Kurumsallaşma kaçınılmaz olarak STK’ların yaşaması gereken bir süreçtir. Fakat yüzleşmeler olmadan kurumsallaşma sürecini tamamlayamayız. Kurumsallaşmak bir araç ve vesiledir. Derli toplu bir STK bütün boyutlarıyla gereklidir. Kurumsallaşma profesyonel ekiplerle finansı iyi yönetmeyi gerektirir. Dayanıklı bir STK iyi konumlanmış olmalıdır.
STK’lar bizim vakıf kültürümüzden hareketle kendi gönüllüleriyle devlet için çalışmamalı, devletle beraber çalışmalıdır. STK’lar şeffaf olmalıdır. Bizim dergahlarımız, medreselerimiz ve camilerimiz herkese açıktır bu yüzden bizim STK'larımızın da herkese açılması lazım.
STK’lar olarak kritik evredeyiz ve burada patinaj yapıyoruz. Fakat bizim yeniden öncü olmamız lazım. Bir sivil toplum olarak siyasetin gölgesinde kalmamalıyız. Biz bütün bir kainatın ıslahı ve imarı için sorumlu insanlarız. Gönlüne bütün cihanı sığdırması gereken bizler 3-5 kardeşimizi sığdıramaz duruma geliyoruz" ifadelerini kullandı.
Oturum hediye takdimiyle sona erdi.
AKADDER tarafından düzenlenen özel oturumlar 17.Anadolu Buluşmaları'nın 3. günü gerçekleştirildi. Birinci oturumda Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Bilimleri Bölüm Başkanı Şaban Ali Düzgün, ikinci oturumda Assalam Derneği Başkanı Nazan Yalçınkaya ve üçüncü oturumda Tuğba Günal yer aldı.
İlk oturumda, moderatörlüğünü Ayşegül Günaslan'ın üstlendiği, Şaban Ali Düzgün'ün katıldığı "Yeni Dini Hareketler ve Yeni Dindarlık: Anlayış ve Algılayış Biçimlerimiz ile Din Dilimizin Anlaşılmak İçin Önemi" konuları üzerine bir hasbihal gerçekleştirildi.
İkinci oturumda, Nazan Yalçınkaya moderatörlüğünde Assalam Derneği'nin tanıtımı ve kuruluş hikayesi anlatıldı.
Son oturumda ise Şehadet Gerçek moderatörlüğünde Tuğba Günal, "Değişen Dünya ve Dayanıklı Toplum Bağlamında Kadın" başlığıyla ilgili bir oturum düzenledi.
Oturumlar soru cevap bölümlerinin ardından sona erdi.
17. Öğrenci Meclisi oturumları devam ediyor. 17. Öğrenci Meclisi Oturumlarının beşinci oturumunda Assalam Derneği başkanı Nazan Yalçınkaya ile birlikte Assalam Derneği'nin kuruluşu hakkında konuşuldu.
Yalçınkaya, "İyilik yapma azmi ve ihtiyacı kalbin mutmain olması açısından önem arz etmektedir. Çünkü insan farklı sendromlara engel olmak için hayatına iyiliği koordine ve entegre etmesi gerekir. Birey, maddi yardımlar değil, sürdürülebilir iyilikler yapmalı ki hazzın o anda kalmasına engel olsun. İyiliğin sürdürülebilir olmaması, veren ile alan arasında hiyerarşi oluşturur ki bu da bireyler arasında yüz yüze ilişkiyi engelleyen bir durumdur.
Türkiye’de sosyal girişim üzerine yoğunlaşan Yalçınkaya, veren ile alan arasında köprü olabilmek amacıyla yapılan çalışmaları Tanzanya’nın Zanzibar Adasında açtığı dernekle bizzat o alanda gerçekleştirmiştir. Bu bağlamda da bir şeyleri değiştirmek için kadın elinin güçlü ve öz güvenli hale gelmesinin önem arz etmesi hususunda değerlendirmelerde bulundu.
17. Anadolu Buluşmaları'nın 4. gününün 1.Oturumunu, Mehmet Lütfi Arslan "Dayanıklı Toplum İçin Yetkin İnsan ve Yönetişim Model Önerileri" konu başlıklı sunumuyla gerçekleştirdi.
Arslan, "Aslında "resilient" diye ifade edilen ve bize dışardan gelen kavramların kendi dünyamızdaki anlamlarını aramak çok kıymetlidir. Modern dünya bizim en saf tarafımızı kullanmaktan çekinmiyor. Bu tür kavramların ihtiyatla kendi dünyamıza almalı ve kavramların mefhumunu bulmalıyız.
Dayanıklı toplumu krizler karşısında yıkılmayan toplum olarak ifade ediliyor, fakat burada pasif bir toplum modelini ifade ediyor. Kriz olması gerekiyor ki o toplumun dayanıklı olup olmadığı anlaşılsın. Krizin çıkmasını engellemeyi daha anlamlı buluyorum. Dolayısıyla krizleri ön görmekte dayanıklılığın bir şartıdır.
Kendi dünyamızda iki kavramı ele almamız gerekiyor; İfsat ve Islah. Dirençli toplum denildiğinde kitleyi topumun kendisi olarak görmememiz gerekiyor. Kitlemizde dayanıklı olarak ifade ettiğimiz bir toplum yoksa bu o toplum için iyiye işaret değildir.
Yetkin insan dendiğinde bir kavram üzerinde yoğunlaşmak lazım: Ferdiyet - Biriciklik Sırrı. Kulluk çerçevesinde Allah’ın kendisini neden yarattığını anlamaya çalışmak yetkin bir insan olmak için gereklidir. Yetkin insanın hüviyetini bulacağı, biricikliğini fark ettiği ve derinleşeceği bir mağarası olmalıdır. Yetkin insanın, kendi cevherini bulabileceği bir yalnızlık alanı, bir mağarası olmalıdır. Yetkin insan hesap verebilen ve hesap sorabilen bir insandır.
Yönetişim ortak akla dayalı paydaşların söz konusu olduğu bir yönetim tarzıdır. Yönetim dediğimizde başakları vasıtasıyla iş görmeyi anlıyoruz fakat yönetişim birlikte iş yapabilmeyi gerektirir. Karizmatik liderliklerin yerini giderek otantik liderlikler almaktadır. Otantik kelimesinin bana göre en iyi anlamı ise “sahici, içten ve tabii" olmaktır.
Zıtları cem edebilme başarısı ise peygamberin yönetişiminin en önemli özelliğidir.
Modern dünya makro ve mikro bağların hepsini tektipleştirmeye çalışıyor. Yüzde yüz şeffaflık kimseye yaramaz. Şeffaflık pornografidir. Bize lazım olan bir mağaradır ve mahremiyettir. Bazen kendimizden bile çekilmemiz gerekir . Makro ve mikro bağlarımızın zayıflaması öteki kavramını ortaya çıkarır. Fakat ayrıştırma devam ettikçe ortada insan da fıtrat da istikamet de kalmaz. Çeşitlilik hepimizin yeryüzünde beslenmesi gereken bir alandır" ifadelerini kullandı.
Oturum hediye takdimiyle sona erdi.
17. Anadolu Buluşmaları'nda gerçekleştirilen Genel İdari Kurulu (GİK) toplantısına Birim başkanları katıldı. Toplantıda yetim ve göç çalışmalarının yanında odak faaliyet ve projeler olarak seçilen" Okuyorum" Projesi, kitap tahlil programları, Anadolu İrfanı Toplantıları, Öğretmen Akademisi ve birimlerin yıllık faaliyetleri değerlendirilirken 17. Anadolu Buluşmalarının planlama ve ilk gün değerlendirmesi yapıldı. Birim yönetim ve başkanlarının güncellendiği toplantıda Öğretmen Biriminin Başkanlığına Mehmet Yazıcı seçildi.
17. Anadolu Buluşmaları'nın 4. gününün 1.Oturumları devam ediyor. 1. Oturumun Üçüncü konuşmacısı olarak Ahmet Kızılay'ın "Sağlık ve Dayanıklı Toplum" konu başlıklı sunumuyla gerçekleştirildi.
Kızılay, "Dünya Sağlık Örgütü, dayanıklı toplumu sağlıklı bireylerden oluşan toplum olarak tanımlar. Büyük bir pandemi yaşadık. Pandemi öncesi son 20 yıldır Dünya Sivil Toplum Örgütü altı tane pandemi ilan etmişti. Bir tanesi kuş gribiydi diğerlerini ise sağlık yöneticileri yakından takip ediyordu fakat hiçbiri COVİD-19 pandemisi kadar ülkemizi ve dünyayı etkilemedi. Daha COVİD'in tesiri üzerimizdeyken yüzyılın afeti ile karış karşıya geldik. Pandemide yalnızlık tercih edildi, depremde ise açık alanlar ve toplanma merkezleri tercih edilir hale geldi. O alanın dayanıklılığından çok insanların birlikteliği güven verdi. Depremde devlet ve devletin tüm sivil örgütleri birlikte mücadele vererek bunun örneğini dünyaya gösterdi. İnsanlık tüm bu badirelerden çok şey öğrendi. Nasıl oluyor da bu felaketlerde bazı insanlar daha dayanıklı olurken bazı insanların toparlanması ve travmasını atlatması uzun sürüyor?
Sağlıkta pozitif psikoloji çok önemlidir
Ülkelerin sağlıkla ilgili çalışmalarını 3 başlık halinde toplayabiliriz; birey, toplum, sistem. Toplum sağlığı deyince sosyal, ekonomik ve alt yapı sermayesi belirli unsur oluyor. Sağlıkta ülkenin hem kendi iç organizasyonu önemli hem de dünyanın organizasyonu önemlidir.
Dünya Sağlık Örgütü sağlığın güçlü olması için 10 husus belirlemiştir. 9 tanesi sosyal sermaye ile ilgiyken diğeri sağlık sisteminin kendisi ile ilgilidir. Toplumun asıl dayanıklılığını sağlayan etken koruyucu sağlığa verilen önemdir. Sağlıkta pozitif psikoloji çok önemlidir. Büyük afetler ve felaketler geçmişte de öğrettiği gibi bugünde de bir şeyler öğretmeye devam ediyor. Size özellikle vurgulamak istediğim husus şudur:
Her birey orta düzey sağlık okur yazarlığına sahip olarak bir fikre sahip olmalıdır" ifadelerini kullandı.
Oturum hediye takdimiyle sona erdi.
17. Anadolu Buluşmaları 3.gününün 3.Oturumunda Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, "Dönüşen Dünyada Dayanıklı Toplum Mu, Özne Toplum Mu?" konu başlığıyla sunum gerçekleştirdi.
Uçum, "Toplumlar ancak Bağımsız Milli Devletler eliyle dönüşen dünyada özne haline gelebilirler.
Aksi ihtimalde toplumlar, küresel emperyalizme, büyük şirketlerin tamamen egemen olacağı ve geleceğin kapitalizmine teslim olurlar. Bu nedenle yeni bir evrensel inşası ve adil bir küresel düzene geçiş insanlığın önündeki tek çaredir. Bu da ancak Bağımsız Milli Devletlerin eşit ve adil iş birliğiyle sağlanabilir.
Sadece kendimizi için değil, tüm dünyaya yeni bir çağ perspektifi geliştirecek kapasitede bir ülkeyiz. Çöküşü net şekilde görebiliyoruz. Ama şuan dünyada Araf hali yaşandığını tespit edebilirsiniz. Yeni bir çağ perspektifi geliştirebilmenin temelidir ancak yeni bir evrensel inşa sürecini başlatmakla atılabilir.
Yeni evrensel, insanlığa dayatılmış olan; sömürü, savaş ve kaos esaslı; güvensizlik üzerine kurulu ve karmaşayı kalıcılaştıran mevcut küresel sistemi tasfiye etmelidir.
Bu nedenle “Yeni Bir Evrensel” ancak dünyanın gidişatında sermaye esaslı, güç odaklarının ihtiyaçlarını belirleyici olmaktan çıkaran, insanlığın yerel parçalarının öz ihtiyaçları ile insanlığın ortak ihtiyaçlarını birlikte gözeten adil bir küresel sistem kurulmasıyla sağlanabilir" ifadelerini kullandı.
Gerçekleştirilen oturumun ardından Anadolu Federasyonu Başkanımız Turgay Aldemir, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum'a hediye takdiminde bulundu.
17.Öğrenci Meclisi'nin 4. oturumunda, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, gençlerle bir araya gelerek, "Genç nedir, gençlik gelecektir" mottosunu nasıl anlamamız gerektiğini, bir yetişkin gence karşı sorumluluğunun ne olduğunu, insan yönetilebilir mi? Gibi soruları cevapladı.
Mehmet Uçum, gençliği bir yaş ve sosyo-kültürel bir kategori olarak tanımladı. "Gençlik Gelecektir" mottosunun arkasında asıl iradenin yetişkinlerde olduğunu, gençlerinde asıl irade olmak istiyorlarsa önce yetişkin olmaları gerektiğini belirtti. Bu nedenle mottomuzun "Geleceğin Sahibi Gençliktir" şeklinde düzeltilmesinin daha uygun olacağını ifade etti.
Gençlik ile yetişkin arasındaki ilişkide seçme hakkının gençlere ait olduğunu ve bu süreçte yetişkinlerin rehberlik etmesi gerektiğini vurguladı.
Oturum soru ve cevap bölümünün ardından sona erdi.