Anadolu Federasyonu'na bağlı derneklerin göç komisyonları, Buluşmalarının 3.gününde yeni dönem faaliyetlerini değerlendirmek üzere bir araya geldi.
Göç komisyonları bir araya gelerek yeni dönem faaliyetleri hakkında değerlendirme toplantısı düzenledi. Anadolu Federasyonu'na bağlı derneklerin göç komisyonlarının üyeleri, gelecek projeleri için stratejileri belirledi. Toplantı boyunca, farklı bölgelerdeki göçmenlerin karşılaştığı zorluklar, kültürel etkinlikler ve eğitim faaliyetleri gibi konular masaya yatırıldı. Ayrıca, teknolojik gelişmelerin etkisi ve dijital platformların kullanımı da tartışıldı.
Toplantı sonunda, önümüzdeki dönem için öncelikli hedefler belirlendi. Bu hedefler arasında, daha etkin iletişim kanalları kurmak, genç nesilleri Anadolu kültürüyle buluşturmak ve göçmenler arasındaki dayanışmayı güçlendirmek yer aldı.
Tüm Haberler
17. Anadolu Buluşmaları'nın 3. gününde Anadolu Federasyonu'nda faaliyet gösteren Yetim birimleri, toplantı gerçekleştirdi.
Toplantı, yetimlerin yaşadığı zorluklarla başa çıkmak, daha geniş kapsamlı manevi ve maddi yardım sağlamak ve yetim ailelerin gerçek anlamda hayatlarına dokunmak amacıyla bir araya gelen farklı yetim derneklerin temsilcilerini bir araya getirdi.
Toplantıda Hayata Dokun Yetim derneği, kendi projelerini ve etkinliklerini tanıtarak diğer katılımcılarla bilgi paylaşımında bulundu. Ortak projeler ve işbirliği fırsatları hakkında görüşmeler gerçekleştirilerek gelecekteki işbirliği adımları üzerine planlamalar yapıldı.
17. Anadolu Buluşmaları 3. gününde oturumlarla devam ediyor. 1.Oturum ikinci konuşmacısı Araştırmacı-Yazar Ömer Altaş'ın "Dayanıklı Toplum Bağlamında Türkiye Perspektifi" konu başlıklı sunumuyla gerçekleşti.
Altaş, " Ulusal ve uluslararası şartlar Türkiye teorisi çalışmalarını zorunlu kılıyor. Nesnel yaşam koşulları, devletin doğası, sosyal, siyasal ve kültürel mühendislikler Türkiye'yi yeni bir evreye taşıdı. İdeolojik dönem geride kaldı, rasyonel bir dönem başladı. Her iki dönem arasında bazen geriye dönen, geçişli ve tramlı bir evre olacaktır.
Rasyonal dönemi doğuran ve sürdürecek olan üç ana parametre: Siyasi şartlar, Kapitalist ekonomi koşulları, ve İdeolojik hareketlerin yarattığı ağır düş kırıklığı.
2018'de yürürlüğe giren hükümet sistemi değişikliği rasyonel dönemin kapısını araladı. Ulusal ve uluslararası analizler Türkiye'nin önümüzdeki yıllarda büyük bir ekonomi olacağına işaret ediyor. Bu durum da siyaseti ve toplumu, açılan kapı yönünde yürümeye zorlayacak.
Türkiye modeli imkanını Carl Schmitt'in "Merkez Alan" teorisi ile biraz daha açalım. Schmitt'e göre her çağın merkez alanı vardır. Modern çağın merkez alanı teknik ilerlemedir. Bir önceki çağın merkez alanı ilahiyattır. Bir alan merkezileşirse diğer alanlar merkezileşen alanın koşullarına bağlı olarak değer görür. Her 'merkez alan' kendi değerler sistemini yaratır, tüm diğer alanları bazen nötralize eder bazen kendi hükmü altına alır. Teknik ilerlemenin ve rasyonel aklın; önceki dönemin ahlaki, politik, sosyal, kültürel ve ekonomik kavramlarını yerinden etmesi buna örnektir. Merkez alanlar, yeni elitleri aracılığıyla kültürel hegemonya kurar. Günün sonunda merkez alanlar bir paradigma, bir ideoloji hatta bazen bir din üretir.
Doğal Failin Rolü
Söz konusu merkez alanların bir yaratıcısı, bir kurucusu yoktur. Batı, endüstri devrimini laboratuvarda yaratmadı. Bir merkez 'feodaliteye son veriyoruz' diye karar aldığı için feodalite bitmedi. Feodalite kendi bitti. Fransız devrimi başlasın denildiği için Fransız devrimi olmadı. Hatta Fransız devrimi güle oynaya gelmedi, bizzat Fransız toplumunun üzerinden silindir gibi geçti.
Ed devlet ve Vesayet Rejimi mücadelesinde ikisi arasında yer alan, Cumhuriyet tarihi boyunca yapılan zulümlere seyirci kalan pasifist devlet ricalinin trajik hikayesini de ayrıca yazmalı. Nihayetinde; Egemen politik şartları meşrulaştırmak yerine meşruiyeti politikaya egemen kılma amacındayız. Özgün bir Türkiye teorisine hizmet etmek Türkiyeli aydınların başat sorumluluğu olmalı!" ifadelerini kullandı.
Oturum, katılımcıların soru cevap bölümüyle devam ederek hediye takdimiyle sona erdi.
17.Anadolu Buluşmaları'nın ikinci gününde buluşmalara katılan ortaöğretim eğitimcileriyle toplantı yapıldı.
Toplantıda deprem bölgesindeki derneklerin ortaöğretim durumu, yeni dönemde eğitimcilerin kendini yenileyerek gençlerin dilini yakalamasını, ders işleyişinde yeni yöntem ve tekniklerin geliştirilmesinin elzem olduğunu, gençlerin ibadet sorumluluklarında neler yapılabileceğini ve Anadolu Buluşmalarına katılan ortaöğretim öğrencilerine yönelik yapılan çalışmalar konuşuldu.
17. Öğrenci Meclisi oturumları Ülfet Eğitim ve Yardımlaşma Derneği'nin "Avrupa Birliği" projesi tanıtımıyla başladı. Daha sonra Anadolu Öğrenci Birliği Genel Başkanı Şamil Kılıçparlar, oturumda söz alarak sivil toplum kuruluşlarıyla ilgili düşüncelerini paylaştı. Kılıçparlar, "İçerisinde bulunduğumuz sivil toplum kuruluşlarından ne bekliyoruz?" ve "Ne alıyoruz?" konularına odaklanarak, öğrenci birliğinin bu kuruluşlarla işbirliğini ve etkileşimini vurguladı. Bu tür işbirliklerinin öğrenciler için neler sağlayabileceği ve katkıları üzerine konuştu.
Oturumun ilerleyen bölümünde, katılımcılara söz verilerek buluşmalar hakkındaki düşünceleri, eleştirileri ve önümüzdeki dönem için istek ve önerileri paylaşma fırsatı verildi.
17. Anadolu Buluşmaları üçüncü gününde de oturumlarla devam ediyor. 1.Oturum Prof. Dr. Bülent Gülçubuk'un "İklim, Gıda ve Çevresel Değişimlerin, Toplumların ve Yaşam Biçimlerine Dirençlik Temelinde Etkileri" konu başlıklı sunumuyla gerçekleşti.
Gülçubuk, "İklim, gıda ve çevre giderek hepimizin hayatında daha fazla yer almaya başladı. Dünyada çok ciddi bir açlıkla mücadele var ve dünya gıda üretimini artırmak zorunda. Çok değil kısa bir zaman sonra gıda ve su savaşları başlayacak. Yaşam giderek zorlaşıyor ve doğa bize alarm veriyor. Bu da bizlere kaygı veriyor. Bu nedenle iklim, gıda ve çevre konularına dair arayışlarımızı artırmalıyız. Dünyada adeta toprağa hücum başladı. Hobi bahçeleri satın alan insan sayısı arttı. Ben ise bunlara 'fobi' bahçesi diyorum ve dünyada ciddi bir arazi hareketliliği başladı. Tüm bunlar insanlığın en temel ihtiyacı olan beslenme problemi için yapılıyor.
Bazı şeylere hakkımız olabilir, ama lüksümüz yok. İnsanlığın geleceği için bunu dikkatle anlamalıyız. Suyun ve toprağın en önemli özelliği, üretilemiyor oluşudur. Giderek artan nüfus karşısında kısıtlı olan bu kaynaklarımızı idareli kullanmalıyız.
Dirençli toplumlar inşa etmeliyiz
Tüm dünyada gençlerin tarıma olan ilgisi azalıyor. Bir yandan arazi alırken diğer yandan tarımla uğraşımız azalıyor. Tarım ürünlerine olan talep günümüzdeki gibi artarsa, 2050 yılında başka arazilere ihtiyacımız olacak. Dünyada böyle bir arazi rezervi ise yok. Dünya değişiyor, ama kendimiz ve geleceğimiz için daha fazla sorumluluk almalıyız.
BM 'e göre iklim göçünden en çok etkilenecek ülkelerden bir tanesi Türkiye. Türkiye'de 47 milyon nüfus kuraklık riskiyle karşı karşıya. Dünyada her yıl ortalama 21 milyon insan sel ve kuraklık gibi afetlerden ötürü göç etmek zorunda kalıyor. Tüm bu sebeplerden ötürü toplumsal direçliliğimizi artırmalıyız. Bize direnç veren ve dayanıklılık sağlayan yöntemlerimizi geliştirmeliyiz. Afet ve felaketlerde sosyal zararları en aza indirebilecek afete dirençli toplumlar inşa etmeliyiz" ifadelerini kullandı.
Oturum, katılımcıların soru cevap bölümüyle devam ederek hediye takdimiyle sona erdi.
Anadolu Buluşmaları'nın ikinci gününde, Anadolu Federasyonu Öğretmen Birimi, Türkiye'nin çeşitli illerinden gelen yaklaşık 100 öğretmenin katılımıyla toplantı düzenledi. Toplantıda, dayanıklı toplumun oluşturulması ve deprem gibi felaketlerin etkilediği illerde eğitimin geleceği üzerine konuşuldu. Ayrıca, toplantı kapsamında öğretmen birimi başkanlığını yürüten Kadir Dündar, görevini Mehmet Yazıcı'ya devretti.
Toplantıya farklı bölgelerden gelen öğretmenler, depremin etkilediği bölgelerdeki eğitim sisteminin güçlendirilmesi ve çocukların bu tür durumlara daha iyi hazırlıklı olmalarının sağlanması gerekliliği vurgulandı.
Ayrıca 01-02 Şubat 2023 tarihinde gerçekleştirdiğimiz “Dijital Çağda Eğitim” konulu sempozyuma katılan öğretmenlerimize katılım belgeleri takdim edildi.
17. Anadolu Buluşmaları 3. günü oturumları devam ediyor. 2.Oturum, Şaban Ali Düzgün'ün "Çatışarak Gelişme: Dinin ve Toplumsal Gelişme Dinamiklerinin İlişkisi Üzerine" konu başlıklı sunumuyla gerçekleşti.
Düzgün, "Çatışarak gelişim" ters bir başlıklandırmadır. Kelimenin negatifi çatışma, pozitifi ise gelişmedir. Ruhsatı bir azimet olarak algılayabilmekteyiz. Aklıma ve fıtratıma aykırı ve karşı olan uygulamalar din değil, yorumdan ibaret kalmıştır.
16. yüzyılda Osmanlı için yazılmış İngilizce bir makalede, efendiler toplumda Deist sayılmıştır. 16. yüzyılda sorun mali sıkıntılardan dolayı bu duruma düşmenin takdir meselesi olup olmamasından çıkmıştır. Allah'a iftira atarak insanlar takdir meselesinde kötülükleri kendisine yakıştırmadığından Allah'a yakıştırmıştır. Biz hakikatleri ortaya çıkarmak yerine üstünü örtmekteyiz. "Kötülüklerin Sıradanlığı" kitabında kötülüğü tartışırken iki üslup söz konusudur. Kötülük meselesinin Allah'ın takdiri ile ilişkisi nedir? Bu metafizik bağlamdır. Alman Simmel'e göre gelişme ancak çatışarak olur. Müslüman zihinler çatışarak mı uzlaşarak mı gelişir?
"İnsanların köle yapılıp satılmasına izin veren kilise yerin dibine batsın."
Batıda Tanrı, Alman ırkının devletinde silinmiş bir kavramdır. Nietzsche bu yüzden "Tanrı öldü" demiştir. Marx "Din halkın afyonudur" dediği paragrafta "Din toplumun vicdanıdır" da demiştir.
Bugün gelinen noktada şeffaflık kontrol için gereklidir. Neoliberalizmin en çok pazarladığı kelime şeffaflıktır. Şeffaflık mahremiyet, gizlilik ve öteki kavramlarını öldürür. Nesneye isim verilirse ona hakim olunur. Hz. Adem'in isimlendirmesi de budur. Hz. İbrahim ise kelimelerle sınanmış ve milletlere önder olarak bir sonuç elde etmiştir. "Muhammed" ikbale göre Fransız İhtilali'nin eşitlik, özgürlük, kardeşlik ifadeleri Tevhid'in açılımıdır.
Bir dinin hangi hayatı parçasını çıkarırsanız o din çöker. Allah’a inanan, iman eden bir toplum emniyet ve güven krizi varsa, kimse kimseye güvenmiyorsa Allah o toplumun içine inmemiş nüfuz etmemiş demektir" ifadelerini kullandı.
2.Oturum, katılımcıların soru cevap bölümüyle devam ederek hediye takdimiyle sona erdi.
17.Anadolu Buluşmaları İkinci Günü 2.Oturumu Siyaset bilimci, bürokrat ve yazar Savaş Barkçin'in "Emanet, Emniyet ve Ehliyet" konu başlığıyla gerçekleştirildi.
Barkçin, ""Ahlak" dediğimiz kavram, "emanet," "ehliyet" ve "emniyet" kavramlarıyla ilgilidir. "Adalet" ise tüm bu kavramlarla doğrudan ilgilidir. Bizim işimiz, bu kavramların ve anlamlarının anlaşılmasıdır. Müslümanların itikadı ve kavramları ellerinden alındığında, bozulma meydana gelebilir. Mümin için ahlak, bir şeyin sadece köşesi değil, hayatın tamamıdır. Hayatın tamamı ahlaklı yaşanmalıdır.
Risk her zaman bizimledir. Riskin yönetilemediği durumda düzenin bozulmasıyla kriz ortaya çıkar. Ben "Dayanıklı Toplum" tezlerine bakınca 3 kavramı gördüm: Düzen, risk, kriz.
Ahlak, fıtrata yani Allah'ın yaratışına uygun bir şekilde yaşamak anlamına gelir. "Emanet," yalnızca bir şeyin bize teslim edilmesi anlamına gelmez. Allah'ın verdiği akıl da bir emanettir. Emanet, ehliyeti gerektirir.
Ehliyet ise emniyeti doğurur. Bütün bu aşamaların eninde sonunda "ahlak" kavramına bağlı olduğunu bilmeliyiz. Kendimizi ve çocuklarımızı koşulsuz ve şartsız olarak ahlaklı olmaya alıştırmalıyız. Dayanıklı ve faziletli bir toplumun, bu prensiplere bağlı olduğunu unutmamalıyız" ifadelerini kullandı.
Yapılan sunumun ardından hediye takdimiyle oturum sona erdi.
Öğrenci Meclisi'nin ikinci oturumunda Necmi Gürsakal, kendi kariyer hayatının nasıl oluştuğunu ve gençlerin kariyer hayatının temeline yabancı dilin, bilgisayar kullanımının ve matematik bilgisinin gerekliliği hakkında Anadolu Öğrenci Birliği öğrencileriyle hasbihal etti.
Ayrıca oturumda, Makine öğrenme alanında gençler kendini nasıl geliştirmelidir? ChatGPT gibi yapay zekaların kod yazması insanın kod yazmasını değersizleştiriyor mu? gibi konular üzerinde konuşularak müzakereler yapıldı.